
Yolda yürüyorum , önümde bir anne ve kız olduğunu düşündüğüm bir ikili yürüyor. Çok yakın mesafede oluyoruz yürürken bir süre sonra. Anne olanın kilosu çok fazla , kızı yaklaşık altı, yedi yaşlarında , o da baya toplu bir çocuk. Hiç konuşmuyorlar herhangi birşey. Zihnimden bazı düşünceler geçiyor, ne kadar çok bribirlerine benziyorlar, annelerin işi bu anlamda daha zor. Çocuklarının birçok şeyini etkiliyor anneler. Kiloları bile çocuklarınınkini etkiliyor. O yaştaki bir çocuğun kendisini besleme gibi bir şansı yok, anne kendisini nasıl besliyor ya da beslemiyorsa çocuğuna da aynısını yapıyor. Bu düşüncelerle yürürken yaklaşık dört yüz metre yürümüşüzdür. Birden kadın yüksek sesle konuşmaya başladı. Tek taraflı, sanki kendi kendine konuşuyor gibi. ‘Dedeni kaybetmişiz, sen oyun derdindesin, o kendini feda ettiklerin sen yanlarından ayrılırken gitme dediler mi, hayatlarına devam ettiler. Sen olsan kendini yerden yere vururdun. Kimse seni önemsemedi. Herkes benim yüzüme baktı, o kadar milletin içinde seninle mi ilgileneyim. Sen bu kadar değersiz misin, kendi başına oynasana….’ şeklinde uzayan bir konuşma. Çocuk bir iki kelime etti sadece, edemedi, anne olan fırsat vermedi. Bağırmaya varan konuşması çok rahatsız ediciydi, birşey dememek için kendimi tuttum.
Bağırmaya varan konuşmasıyla bir eve girmeleri arasında elli metre ancak vardı. Anne olan kendi alanına girince aslan kesildi. Kendini güvende hissetti. Belliki içinde taşıdığı ne kadar değersizlik, aşağılanmışlık, ötekileştirilmişlik duygusu varsa bunu olduğu gibi çocuğuna aktarıyordu.
Çocuk adına çok üzüldüm, anne olan için iki duygum vardı, üzülme ve kızma. Kızıyordum kendi çocuğuna farkında olmadan o kadar zarar veriyordu ki, üzülüyordum çünkü kendi de o koca bedenine rağmen içinde o değersiz hisseden küçük çocukla birlikte bu yaşa gelmiş.
Benim derdim ise o kız oldu, hepimiz diğerlerinde biraz da kendimizi görmez miyiz zaten. Bunları ona söylemek isterdim, o yüzden buraya yazıyorum. Küçük bir çocuğun kendini koruması, kendini değerli hissetmesi ilk başta ailede başlar, sonra yakın çevrede devam eder. Bunun olmadığı ortamlarda çocuk/kişi kabul görmek adına kendini, kendi ihtiyaçlarını yok sayar. Öfkesini tutar, birileri ona bakıyorsa diye olduğundan farklı davranır. Bir noktada iki yüzlülüktür bu, kendi gibi olursa oyunu kaybedeceğini düşündüğü bir iki yüzlülük. Kendi duygularına önem vermez, kendini reddetmenin getirdiği öfkeyle başedemez. Anne olanın, bakım verenin önce kendini fark etmesi lazım, ben ne yapıyorum diye. Ama bunu yapan çok az, daha çok karşısındakine parmak sallayarak bağırıp çağırıyorlar. Dünkü sahnede anne kızına değil kendine öfke kusuyordu, kabul edilmek için verdiği tavizlere. Bunu fark edebilse önce kendine sonra çocuğuna daha şefkatli yaklaşabilirdi.
Kendine şefkat göstermek şimdilerde popüler olmuş gibi görünse de insanın olduğu andan beri var olan bir şey. Annede şefkat olmazsa bebeğine bakamaz, bakım veremez. Değerimizi bir diğerinin gözünde nasıl göründüğümüzle ölçen bir toplumda yetiştirildik, çok gülme, çok koşma, çok konuşma… el alem ne der. Bu şekilde yetişen insanlar ne kendilerine ne çocuklarına uygun şefkati gösteremezler. Dışarıda çıkaramadığı sesini evde son ses çıkararak çocukları üzerinde baskı kurarlar.
Yazının başında dediğim gibi annelerin sorumluluğu çok fazla, bir çocuğun gerek bedensel gerek ruhsal gelişimi üzerinde çok etkili. Bu etki o kadar büyükki eğer annede ciddi sorunlar varsa bunu çocuğuna iletme ihtimali çok çok yüksek olur, baba çok önemli anne ile çocuk arasında bu dengeyi sağlamak için. Genelde bu sorumluluk annelerin eline bırakılıp kenara çekiliyor, para getiriyoruz ya daha ne yapim diyerek. Bir insanın yetişkin hayatında denge bulması çocukluk yaşantısında o dengelerin sağlanmasıyla oluşur. Bir çocuk yetiştirmek kendini tekrar yetiştirmekle ilgili. Etrafımız ebeveyn rolüne hızlıca giriş yapmış ancak kendinde ufacık bir değişiklik yapamamış insanlarla dolu. Ebeveyn olmak çocuğa o parmağı sallamak değil, o parmakla çocuğa ve kendine yeni yollar göstermekle ilgili. Sen bu kadar değersiz misin demek yerine sarılıp sen çok kıymetlisin, ne kadar arkadaş canlısısın, senin arkadaşların çok şanslı diyebilmek. Tabi bunu diyebilmek için de olgunlaşmak gerekiyor, büyümek yetmiyor, olgunlaşmak gerekiyor.
Son olarak çocuğunuzda birşey değiştirmek istiyorsanız önce o davranışı kendinizde değiştirin, çocuk zaten arkasını getirir. Çocuklar sizin ama size ait değil, bir süre onlara eşlik edeceksiniz, sonra onlar kendi yollarına gidecek. Süre kısıtlı, görev ise zor. Elimizdeki telefonları bırakıp (ya da her ne ile fazla vakit harcıyorsak) dikkati çocuklarımıza verelim.
Ya işte benim yürüyüşlerden de böyle hikayeler çıkıyor, anlamlı bakınca anlamlı görüyor insan…
