Sınırlar neden önemlidir?

İnsan bazen en çok bildiğini , en çok maruz kaldığını uygular yaşamında, bilerek ya da bilmeyerek. Bilmediğini, görmediğini uygulaması ise daha nadirdir, çünkü zordur, bir o kadar da kıymetlidir. İlk söylediğim otomatik oluşur, üstünde düşünmeden yaparız. Mesela çocukken makarnanın yanına hep yoğurt yediysek salataya elimiz gitmez. Diğer davranışlarımız için de durum böyledir. Nadir insan kendini baştan yaratma zahmetine katlanır. Çoğunluk böyle gelmiş böyle gider,  der. Hatta düşünmez bile, sadece yapar. Düşündüğü şeyler vardır ama kendiyle ilgili değildir, bunu sorgulamaz bile. Ama dünyayı, insanlığı, etrafı, yani kendiyle birebir dirsek teması olmayan her şeyi sorgular. Sorgulamak kolay iştir, bu böyle olmamalı, bu şöyle olmalı, ben bunu beğenmedim, benim fikrim bu der, durursun. Bunları yapmak elbetteki çok kıymetlidir ancak kendini adam etmeye uğraşanların elinde kıymetlidir. Bir tas su taşımamış, bir kap ürün ortaya koymamış kimselerin diline yakışmaz. Sırıtır, komik ve itici durur. Bunu bazen çocukluktan gençliğe yol alan çocuklarımızda görürüz, her şeyle ilgili fikirleri vardır ama daha yediği tabağı kaldırmazlar. Aynı durum sözde yetişkin insanlarda da azımsanmayacak kadar çoktur. Onlarda gençlerde olduğu gibi de durmaz, baya baya itici durur. Neyse onlar yazımın mevzusu değil.

Yazımın mevzusu çocukluktan gençliğe evrilen, evrilmek üzere olan yumuşak hamur kıvamındaki çocuklar(ımız). Onların şekillenmeye ihtiyacı var. Çok değil bundan 20 yıl önce çocukluğunu yaşayanlarla şimdikilerin arasında bile çok fark var. Evet daha özgür, daha kendi istediği gibi bir hayat yaşasınlar istiyoruz; ancak onların bu istekleriyle davranışları arasında uçurum çok fazla.  Onun kendi iradesi diyemeyeceğimiz durumdalar. Evet istekleri, hayalleri, fikirleri olabilir ama deneyimleri yok. Onların hayallerini gerçekleştirmelerine yardım etmeliyiz ama deneyim kısmını da uygulamaya koyarak. Çok fazla gördüğüm şey ebeveynler artık çocuklarını iyice ekranlara teslim etmişler. Evet bizler sokakta oynayıp büyüdük, sınırsız gibi görünse de bir sınırımız vardı. Yemek saatinde evde olmak, akşam ezanında evde olmak, baban işten gelince evde olmak… Ama şimdi evde olmalarına rağmen çocukların bir sınırı / sınırlaması yok. Sabaha kadar telefon/ bilgisayar vs. başında kalıp sabah okula gitmeyen bir sürü çocuk var. Eminim sizin de çevrenizde vardır, bu oran çokça büyüyor. İşler sarpa sarmaya başlayana kadar kimse bu durumun farkında değil ya da rahatsız olmuyorlar. Hiçbir ilaç yok ki çocuğu okula göndersin, hiçbir ilaç yok ki oturup sorunlarını çözsün. Bazı şeyler ek olarak vardır asıl yapılana. Çoğu zaman ilaçlar da böyledir. Çocuklarımızın bizim tarafımızdan desteğe, iletişime ve en çok da sınırlara ihtiyaçları var. Çocuklarım uyumadan uyumuyorum evet, çünkü biliyorum ki onlar bu sınırı kendi başlarına koyamazlar (Şimdilik!)

Bizim işimiz çocuklar ayaklanınca ya da ergenliğe girince bitmiyor, aksine fiziken belki bizden uzaklaşıp büyüyorlar ancak duygusal ve ruhsal anlamda en çok bize ihtiyaç duyulan dönemdeler. Her şeyi yapabileceklerine inanıyorlar, evet yapabilirler de ama sonucunun getirdiklerini düşünmeden ve bu ortaya çıkanlarla başedemeden.

Sınır diyorum çok önemli ve hiçbir ebeveyn tek başına koyamaz, mutlaka ikisi olmalı. Bazen tek ebeveyn oluyor, boşanma, ölüm vs. nedenlerle. O zaman da diğerinin yerine birşeyler mutlaka olmalı, bir akraba, bir öğretmen vs.

Yemek saati, uyku saati, ekran saati, arkadaşlarla dışarda buluşma, verilen harçlık, yapılan harcamalar vs. bunların bir sınırı olmalı. Param var alırım , evet alırsın ama çocuktaki hasarı ya da o çocuğun birileri üzerinde açtığı hasarı düzeltemeyiz. Çok uzatmadan gücümüz yettiğince çocuklarımıza eşlik edelim, kısa sohbetler edelim, gününü soralım, canını neyin sıktığını soralım. Bunları yaparken onlara görevler de verelim, okuluna gidip gelsin, sorumluluklarını yerine getirsin, ev işlerinde yapabildiği şeyleri bilsin, hayırı bilsin, mahrum kalmayı bilsin. Sorun çok büyük sadece çocuklar şimdilik yaşama aktif katılmadıkları için farkedilmiyor, çok değil 5/10 yıl sonrayı düşünün, hiçbirşey yapmayan,  her şeyden bunalan, sıkılan, hiçbir şey için emek harcamak istemeyen ama bulunduğu koşullardan kurtulmak isteyen yetişkinler geliyor. Kimsenin gücü bu yetişkinleri mutlu ve tatmin etmeye yetmez.

O yüzden elimizin altındalarken elimizi üstlerine koyalım, kendi hallerine bırakmayalım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!