Başkalarıyla mı Kendinle mi?

Gabor Mate’yi son zamanlarda instagramdaki videolarından tanıyoruz, yeni çağın yeni psikoloji düşünürü gibi oldu. Birçok kişi onun anlattıklarını paylaşıyor. Anlattıkları bilmediğimiz şeyler değil halbuki; ama o anlatınca insan tekrar tekrar dinliyor. Kendinden, doğal, yaraları olan ve şifa bulmuş bir adamın hissiyatını veriyor insana. Merak edenler bulup izleyebilir, kitaplarını okuyabilir. Geçen kısa videosunun birinde diğer insanlarla bağ kurma ve kendinle ilişki kurma üzerine bir anlatımı vardı. Çok hoşuma gitti. Biraz bunun üzerine yazmak istiyorum. Bende çağrıştırdıklarıyla ilgili.

Hepimiz birilerine muhtaç olarak doğuyoruz, seçemiyoruz, büyük çoğunluğumuz bu durumdan ciddi zararlar görüyor. Bazen ölümle bile sonuçlanabiliyor, bazen ciddi yaralarla fiziksel, duygusal, ruhsal devam ediyor. Seçemediğimiz bize bakım verenlerin bizim üzerimizdeki etkileri çok fazla. Determinist bir açıdan bu buna sebep olur gibi bir durum değil bu anlattığım. Bazı şeyler bizi o kadar çok etkiliyor ki yılllar boyu hayatımızı kalıcı bir şekilde etkiliyor. Kundak meselesini düşünün, evet bebekler rahat uyusun diye yapılıyor ama bebek açısından çok stresli birşey olsa gerek, fiziksel hasarları bazen yıllarca bedenimizde taşıyabiliyoruz.  Bazılarımız şanslı olabiliyoruz , emin ellerde, güvenilir kişilerin elinde. Eğer sıkıntılı, eksik, yaralı, yetkin ve güvenilir olmayan ellerde büyüdüysek vay halimize. Yıllarca kendimizle , kendimizden haberimiz olmadan yaşayabiliyoruz. Sonuçta kendimizi bize bakım verenlerin gözünden görüyoruz, o bize ne derse kendimizi öyle hissediyoruz. Sen aptalın tekisin diye büyüyen birinin kendini akıllı görmesi pek mümkün olmuyor. Dilde kendinden çok emin görünse bile görünmez yerlerde bunu kendine defalarca söyleyebiliyor ben aptalın tekiyim diye. Sen çok güzelsin diye büyüyen ise kendini öyle hissediyor, öyle olmasa bile. Her iki durumda da bebek, çocuk ya da büyümekte olan kişi kendini özgür ve dışardan bağımsız değerlendiremiyor. Yapı böyle, değerlendirme becerilerinin gelişmesi yıllar alıyor. Bazen hiç olmuyor kişi kendini hiç olmadığı biri olarak görüp yaşayarak, yaşamının sonuna gelebiliyor.

Sağlıklı, olgun, çocuğu besleyen bir ilişki yoksa, işler çocuk aleyhine işliyorsa çocuğun kendini güvende ve değerli hissetmesi çok zor. Bu kez kendini değderli ve güvenli hissedeceği ilişkiler arayıp duruyor. Orda da benzer süreçler devreye giriyor. Sırf bir ilişkide kalmak adına kendini saklıyor, daha doğrusu farkında olmadığı benliğini biraz daha hasır altı ediyor, taki birşeyler alarm verene kadar. Geçmişte alamadığı şeyleri şuanda da alamıyor. Bu kez de etrafındaki saçma, yetersiz, kendine dönük, bencil… insanların egosuna uygun yaşamaya çalışıyor. Onları da mutlu edemiyor, kendini de. Tıpkı geçmişte diğer bakım verenlerini mutlu edemediği gibi.

Bazen olumsuz yaşam olayları kişiyi derinden sarsıyor, kendini, çevresini, hayatın anlamını vs sorguluyor. Acı veren bir süreç oluyor bu çoğu zaman. Bazen bir hastalıkla patlak veriyor. İşte burda durup biraz acı çekip içimize bakabilme cesareti göstermek gerekiyor. Bu durum biraz da yalnızlık istiyor, diğerlerinin sesinin gelmeyeceği bir yalnzılık. İşte o zaman kişi kendini duymaya, görmeye, hissetmeye, bilmeye başlıyor. Bazen yıllar sürebiliyor, bazen de daha az bir zaman. O zaman içine attığı, bastırdığı ne varsa sindirememeye başlıyor, tahammülü azalıyor, bazen sesi yükseliyor bazen bedeni dikleşiyor. İzin vermiyor başkalarına. Başkaları yine kendini çok eleştirse de bu kez bu oyuna gelmiyor. Biliyor ki kendi içinde hissettiği doğru olan, onlar tarafında yıllarca zihnine işlenmiş sözde düşünceler değil. Kendiyle kaldıkça, kendiyle vakit geçirmeye başladıkça kendini daha çok seviyor, diğerleriyle gereksiz ama göstermellik ilişkileri birer birer bırakıyor.

Olması gereken oluyor, çünkü kişi kendini bir kere tanımaya başladığında çocukken başedemediklerine, farkında olamadıklarına, değiştiremediklerine dur diyor, izin vermiyor. Şanslı olup ilk baştan beri olduğu gibi kabul gören insanlar için bu durum çok daha erken dönemlerde geliştiği için belki bunlarla hiç uğraşmıyor bile. Var böyle az bir grup, gerçekten şanslılar. Kendi değerleri çok erken dönemde farkedilip kendilerine gösterildiği için kabul gördükleriyle kendileri aynı kişi oluyor. Onların kendilerine güveni çok daha erken yaşta başlıyor. Çok daha miniklerken bile kendi istediklerini veya istemediklerini gayet doğal bir şekilde ayıp olur mu, bana kızarlar mı, bana gülerler mi diye düşünmeden yapıyorlar. Bir örnek verecek olursam eğer çok erken yaşta, müzik yeteneği olan bir çocuğun müzik eğitimi alıp bu konuda desteklenmesi gibi düşünelim. Dediğim gibi sayıca azınlıkta olan  bir grup böyle neyseki 😁 Şaka bir yana kontrol edilemeyen birşeyin çok erken dönemlerde kişinin başına gelmesi kişinin hem kendi hem dünya inancını sarsıyor. Toparlaması daha zor, imkansız değil ama zor. Bol bol çaba istiyor, bazen kalp kırma istiyor, bazen dışlanma istiyor, bazen çatışma istiyor. Bolca emek istiyor, kendinizi seçtiğinizde karşınızda bazen bir ordu oluyor, ama yine de devam ettiğinizde o tek bir kişi o orduyla çok rahat baş ediyor, çünkü onlara o gücü veren bir zamanlar kendi korunmasız halinizdi, şuanki haliniz değil. O yüzden ben dedikçe, bu benim hoşuma gitmiyor dedikçe, kendi sesinizi duydukça , kendinizle gerçek bir ilişki kurdukça etrafınızdaki kişiler de değişecek. Bu kez sizinle gerçek benliğinizle ilişki içinde olan insanlar olacak çevrenizde. Bazı arkadaşlıklar bitecek, bazı ilişkiler bozulacak. Olmalı da.

Toparlayacak olursam kimseyle aram bozulmasından , kendim için ne iyi , durumuna gelmek ; gerçek manada kendinle bağ kurmaya başladığını gösterir. Ha suçluluk hissi olacak, her şeyin bir bedeli olduğu gibi, hiç yapmadığın bir şeyi yapıyorsun, kolay olmayacak; ama sonra düzelecek, güven bana!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!