
Bir insan düşünün , şuanından memnun değil, boğuluyor gibi hissediyor, tükenmiş, bezmiş, isyankar, hayal kırıklığı içinde. Bazen bu duygular hepimizin başında, hepimize ait. Bu duygular niye böyle ortaya çıkıyor, ne oluyor diye baktığımızda çoğu zaman arka planda bir hayal krııklığı oluyor. Eskiden hayat doluydum, neşe saçardım , insanlar benim enerjimden çok etkilenirdi, diyor. Ne zamandı bu dedikleriniz, kaç yaşındaydınız ve siz o zaman ne yapıyordunuz, hayatınızda neyle meşguldünüz dediğimde çoğu zaman ; evlenmeden önce cevabını alıyorum. Evlenmeden önce hayatta ne gibi sorumluluklarınız vardı dediğimde çoğu zaman okula / işe giderdim, çıkışta arkadaşlarımla gezerdim. Bu kadar . Peki derim, evle, hayatla ilgili ne yapardınız? Hiç, genelde annem/ babam beni prenses / prens gibi büyüttü, bazı şeyleri sadece bileyim diye birkaç kez yapmışlığım var. Şimdi nasılsınız dediğimde genelde köle gibiyim cevabını alırım. Nasıl yani diye sorarım: Bilirsiniz işte iş yeri , evin işi gücü, cocukların ve eş olmanın sorumlulukları ve bazen de hasta olan ebeveynlerin sorumlulukları. Aslında köle olarak söylenen şey tam da hayatının bu döneminde, sahip olduklarının getirdiği sorumluluklardır, olması gerekendir , kendisinden başka kimsenin çözemeyeceği şeylerdir. Ama kişi genelde kendini, çok eski bir versiyonuyla kıyaslar, hala annesinin babasının evinde prenses/ prens olduğu zamanla. Seçilen kıyas örneği yanlıştır, her daim kişiyi mutsuz bırakır. 16 yaşındaki halimizi 36 yaşındaki halimize örnek gösteremeyiz. Ama ben o zaman çok mutluydum, ya tamam şimdi de o zamanki yaptıklarını yapabilsen şimdi de çok mutlu olacan ama o durakta değiliz, çok yol aldık, gel sen bu durumunu kabullen. Hayat bir basamak gibi ya da sadece gidişi olan bir yol gibi ne durabilirsin ne geri gidebilirsin. Devam etmen gerekiyor. Önce kendime sonra size söylüyorum. Devam, geçmişte olan artık yok ve şimdi olsa bile aynı tadı vermicek. Bir de çocuklarımızın ilerde kendilerini köle gibi hissetmemeleri için onlara prensesmiş ya da prensmiş gibi davranmayı bırakalım, yazık sonra toparlanamıyorlar kimse onların prenses ya da prens olduğunu düşünmüyor sizden başka. Çocuklarımızın bizim için kıymetleri tartışılmaz; ancak onlara ne yaptığımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Gerçekçi olalım dünyada ayrıcalıklı olan bazı kişiler dışında kimsenin evinde yardımcısı yok, işlerini kendileri yapıyorlar, sorumluluklarını alıyorlar. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, niye çocuklarımızı bu gerçeğe göre yetiştirmiyoruz. Yediği kabı kaldırmayan, yatağını toplamayan, acıktığında kendisine birşey hazırlamayan bir çocuk cinsiyeti farketmeksizin yetişkin olduğunda ciddi zorlanmalar yaşayacaktır. O yüzden her yaşın getirdiklerini kabul edip, elimizdekileri koşullarımız dahilinde değerlendirmemiz çok yerinde olur. Biz küçükken babannem derdi ben köyün en güzel kızıydım . Bunu söylediğinde o güzellikten eser yoktu ama kendi zihninde hala öyleydi. Geçmişte güzel olmak şimdiye fayda sağlamıyor diyorum ve burda bitiriyorum…
