
Lisedeyim, tarih dersinde bir hocamız vardı, çok genç, güzel bir o kadar da sağlam bir kadın. Dersi o kadar güzel anlatırdı ki başka hiçbir unsur dikkati dağıtamazdı. Bir gün dediki Türk devletleri diğer devletlerle ilişki kurarken hep düşmanımın düşmanı benim dostumdur ilkesine göre hareket etmişler. Öyle mi olmalı, diye bir cümlesi aklımda kalmıştı. Yıllar oldu, o günden bu güne en az 25 yıl geçmiştir, bir gün bile aklıma gelmedi. Bugün sabah yürürken birden aklıma geldi, daha doğrusu dilime. Kaç zamandır olan biten bir sürü şeyle içim savaş alanı gibi. Dünyada, ülkemizde bir sürü şey oluyor, bir sürü haksızlık, bir sürü şiddet, bir sürü adaletsizlik var ki, biri bitmeden birinin yasını tamamlamadan diğeri çıkıyor, bazen de dikkatimizi mevcut olandan uzaklaştırmak için başka şeyler çıkarılıyor. Ağlayan bir çocuğa ‘Aaa bak, kuşa bak!’ demek gibi yeni olaylarla gündemimiz değiştiriliyor(!).
Kim yaparsa, kime yaparsa, kimin başına gelirse gelsin bu olanlar can yakıyor. Dünyanın bir ucunda süren bir savaş var, birileri elini taşın altına koymadığı için devam ediyor. Gözümüzün önünde bir sürü şey var ancak ucu mutlaka gücü elinde tutan birine dokunduğu için ses çıkarılmıyor. Düşününki yan komşunuz sıkıntılı biri, etrafa kan kusturuyor, milletin malına , canına kast ediyor; ama sizi bazı akşamlar evinde bol ikramlarla ağırlıyor. Siz de onun iyi yönlerini (!) görüyorsunuz ve dur bir dakka bu yaptığın yanlış demiyor, aksine onun yaptıklarını o yiyecekleri yerken destekliyorsunuz. Siz ondan daha bencil , vicdansız ve çıkarcı oluyorsunuz.
Örnek anlaşılmıştır, devam edecek olursam insan olarak akla, bilime değil daha çok vicdana ve ahlaka ihtiyacımız var. Dün küçük oğlum diyor ki anne ya, niye şarkılarda hep aşk var. Düşündüm, haklı çocuk, dedimki bak Barış Manço’nun şarkılarını hatırlıyor musun onda başka bir sürü konu var. Evet dedi, kaldı. Düşündüm niye şarkılarda çoğunlukla hep aşk var. Bedava çünkü, bir de insanı derinleşmekten koruyor. Sen aşkına yana dur dünya yanıp duruyor. Düşünmene gerek yok. Şarkılar bile bir noktada bizi o kadar güzel farklı şeylere çekiyor ki.
Gelelim bu yazıyı niye yazdığıma. Çok içerledim, içerlediğim çok şey var. Bana dokunmayan yılanlar da beni hep rahatsız etmiştir, mizacım böyle ve ben sesimi çıkarmak için tek yol bunu biliyorum. Kendi dünyamda kapımın önünü süpürüyorum, elimden gelen, gücümün yettiği şeyleri yapıyorum. Bu dünyaya benden bir iz, bir kalbe dokunma ihtiyacıyla yazıyorum.
Bizim öncelik olarak ahlaka ihtiyacımız var, görüyorum ki en çok bundan mahrumuz. Birisi kötüyse, yaptığı şey yanlışsa sırf onla aynı kaptan yiyoruz diye onun yaptıklarını onaylamamalıyız. Yine birisi iyiyse, yaptığı şeyler doğruysa, haksızlığa uğruyorsa sırf o bizden değil (Din, ırk,memleket, grup vs.) diye onu ve onun yaptıklarını yok saymamalıyız. İki günlük dünya misali, çok anlam yükledik. Birinin canını yakarsak bizim de canımız yanar. Can yakmamaya olan duruşumuz bu bilinçle olmalı. Hepimiz görünmez iplerle birbirimize bağlıyız, olgun olanlar meydana çıkıp olgun çözümler sunmalı. Her yerde, her durumda. Diyeceklerim bu kadar…

