
Geçenlerde izlediğim kısa bir dizi. İzlerken bu neymiş bir bakayım diyerek başladığım sonra içine çeken bir yapım olmuş. Gerçek kişilerin hikâyelerinden esinlenilmiş.
Filmde kanser hastası olan bir kadının doğal yöntemlerle iyileşmeyi istemesi ve bu süreçte yaşadıkları zaman zaman sevindiren zaman zaman hüzünlendiren bir döngüde ekrana yansıtılmış. Bu öyküye paralel bir öykü daha var ki bu hikayedeki diğer kadın ise aslında kanser olmamasına rağmen kanseri yendiğini söylüyor, bir yemek uygulaması oluşturuyor, insanlara örnek oluyor. Aynı zamanda iki farklı bir hikaye.
İnsan olarak zayıflıklarımızı, egonuzu, caresizliklerimizi çok güzel anlatmış. İkinci hikayedeki kadına izlerken kızacak gibi olacakken birden bir şefkat duygusu geliyor. Temeldeki ihtiyacı o kadar çok erken zamanlara ait ki. Annesiyle ilişkisi başlı başına sıkıntı. İnsan neden olmadığı birşeyin özlemini duyuyor , diğerinde gördüğü kendinde bulamadığı ne var . Bazen en yakınımızdakinden almamız gerekeni alamadığımızda hiç tanımadığımız insanların alkışına nasıl da ihtiyaç duyduğumuzu çok güzel anlatmış. Özünde görülmek, anlaşılmak istenen bir kadın var. Süreç içerisinde her iki kadının nasıl değiştiğini çok güzel anlatmış. Filmi izlerken herşeyin geçici olduğunu, bazen en güzel şeyin diğerinde değil bizde olan olduğunu anlıyoruz. Diğerinin gösterdiği sadece bir fotoğraf oysa. O anlık. Gerçek bile olmayabilir. Ama bizim yaşadıklarımız , bizim yanımızda gerçekten olanlar çok güzel. Beğenerek izledim. Dediğim gibi şefkat duygusu daha ağır bastı. Bazıları doğuştan daha şanslı olsa da hayat herkesi bir noktada eşitliyoru görüyoruz. Herşey geçici, herşey değişken. Bunu en çok da kendime söyleyerek bitiriyorum…

