
İçiniz kasvetli, hava gibi yağdı yağacak hani, dokunsalar ağlayacaksınız. Bildiğiniz hiçbir şey o yükü hafifletmiyor, boğazınızda bir yumru, hani bir söz var ya küçük bir kum tanesiyim ama evrenin bütün yükünü taşıyorum misali. Dünyada olan birçok şeyin de ağırlığı kalbinizde. Hatta kendinize üzülmeyi bencillik sayıyorsunuz. Yürüyorsunuz olmuyor, susuyorsunuz olmuyor, konuşuyorsunuz olmuyor… Ne yapsanız o yük hafiflemiyor. Hava da öyle ya kontrol edemiyorsunuz. Kontrol etmeye çalıştıkça daha da ağırlaşıyor her şey. Tamam diyorsunuz oluruna bırakacam, biliyorum bu hal geçici tıpkı diğer hallerin geçip gittiği gibi. Sancılı bir süreç oluyor böyle haller çoğumuza, bazen uzun sürüyor bazen kısa. Hemen buna bir etiket yapıştırmak gerekmiyor, insanlık hallerinden biri. Hatta böyle hissetmek insan olduğumuzun da göstergesi. Kimileri hemen bu kötü his normal değil, hemen bundan kurtulmaya çalışalım dese de aslında o hal de bize gerekli. Kendimiz olmanın getirdiği haller. Kötü hissetmek de iyi hissetmek kadar önemli. Tabi diğeri kadar keyifli değil. Hatta kişiyi felç edecek (mecaz anlamda) kadar kilitleyebiliyor bu hal. Tabiki hiçbirimiz bu hali güle oynaya kabul edemiyoruz, hatta seçim hakkımız da olmuyor bu halin gelmesi üzerinde. Ne kadar süreceği ve o geldiğinde ne yapacağımız üzerine ise seçim haklarımız oluyor. Yağmurlu havayı değiştiremiyoruz ama o havada ne yapacağımız zorunlu haller dışında bize kalmış. İster uyur, ister kitap okur, ister altında ıslanıp yürür, ister hiç yokmuş gibi davranıp yağmur yağmayan yerlere gitmeye çaba harcarız. Seçenek çok.
Kasveti etkileyen birçok şey olabiliyor, bazen içimizde olan değişimler, yediğimiz içtiğimiz bir şey. Bu nasıl olur demeyin en basitinden sürekli abur cubur yiyen, çabuk sindirilen makarna, pilav gibi şeyler yiyen insanların ruh halleri çok hızlı şekilde pozitiften negatife dönebiliyor. Yine hayatımızda olup biten şeyler (iş, ilişki, sosyal çevre, maddiyat…) , hayatımızda değer verdiğimiz şeyler yani anlam bulduğumuz ya da bulamadığımız şeyler. Etrafımızda duyduğumuz, gördüğümüz şeyler. İnsan olarak her ne kadar kendimizden sorumlu olsak ve yine içinde bulunduğumuz toplumun kültürel alışkanlıklarından dolayı eş, dost, akraba gibi bağlara önem verilerek büyütülmüş olsak da bunun dışında insan olarak bütün evrende bütün her şeyle bağ halindeyiz. Birinin acısı olduğunda o acı bize de ulaşıyor birinin sevinci olduğunda ulaştığı gibi. Onlar bizi etkilediği gibi biz de onları etkiliyoruz farkında olarak ya da olmayarak.
Kendimize ve kendi acılarımıza çok dönük olduğumuzda hayat daha da çekilmez oluyor. Bununla ilgili bir hikayeyi burada paylaşmak istiyorum. Nossrat Peseschkian’ın Doğu Hikayeleriyle Psikoterapi kitabında söz ettiği bir hikaye bu:
Peygamber ve Uzun kaşıklar
Ortodoks bir dindar İlyas Peygamber’e gelmiş. Cennet ve cehennem konularına büyük ilgi duyan ve yaşamını ona göre şekillendirmeyi amaçlamış olan adam İlyas Peygamber’e sormuş : ‘Cehennem nerede? Cennet nerede?’ bunları söylerken de bir yandan ona yaklaşmış, fakat İlyas Peygamber cevap vermeden adamın elinden tutmuş ve onu karanlık yollardan geçirerek saraya getirmiş. Süslü demir bir kapıyı geçerek bazıları mücevherlerle donanmış, bazıları kilimlere sarınmış zengin ve yoksul insanlarla dolu büyük bir odaya girmişler. Odanın ortasında, ateşin üstünde büyük bir çorba kazanı durmaktaymış. Yavaş yavaş kaynayan kazandan odaya çok güzel bir koku yayılıyormuş. Kazanın etrafında ise çökük yanaklı, boş gözlerle bakan insanlar çorbadan paylarını almak üzere bekleşiyorlarmış. İlyas Peygamber ile birlikte gelen adam insanların kendileri kadar büyük kaşıklarını görünce çok şaşırmış. Kaşık, demirden yapılmış büyük bir çukur bölüm, çok uzun bir sap ve ucunda da küçük, tahta bir tutacaktan oluşuyormuş. Aç insanlar, kazanın etrafında itişip kakışarak çorbadan paylarını almaya çalışıyorlar, ancak hiçbiri bunu başaramıyormuş. Ağır kaşığı kazandan kaldırmak çok zormuş. Ayrıca kaşığın sapı çok uzun olduğu için en kuvvetli adam bile kaşığı ağzına kadar getiremiyormuş. Daha arsız olanlar çorba içeyim derken, kollarını, yüzlerini yakıyor veya çorbayı diğerinin üzerine döküyormuş. Dahası birbirlerine bağırıyor, kavga ediyor ve açlıklarını gidermek için kullanmaları gereken kaşıklarla birbirlerine vuruyorlarmış.
İlyas Peygamber yanındaki adamı kolundan tutarak, ‘İşte bu, cehennem.’ demiş. Daha sonra o odadan ayrılmışlar ve bir süre sonra arkalarındaki cehennemi, bağrışları duymaz olmuşlar. Karanlık yollardan geçerek yaptıkları uzun yolculuktan sonra başka bir odaya girmişler. Bu oda daha önceki odanın benzeriymiş, ortada çorba kazanı, etrafında dev kaşıklarıyla insanlar varmış. Fakat buradaki insanlar iyi beslenmiş görünüyorlarmış. Çorbaya dalan kaşık seslerinin dışında, yalnız sakin, mutlu bir mırıldanma duyulmaktaymış. Çorbayı her zaman iki kişi birlikte yiyorlarmış. Biri kaşığı kaba sokuyor ve eşine yediriyormuş. Eğer kaşık bir kişi için çok ağır olursa, diğer iki kişi bunlara yardımcı oluyormuş. Bu şekilde herkes kavga dövüş olmadan, barış içinde çorbasını yiyebilmekteymiş. Bir kişi yeteri kadar yediğinde diğerinin sırası geliyormuş. İlyas Peygamber yanındaki adama dönmüş ve şöyle söylemiş: ‘İşte bu da, cennet’.
Hayat doğası gereği paylaşmak üzerine. Bazılarımız hikayedeki cehennemi yaşıyor ve yaşatıyoruz hep benim sıkıntılarım, mutluluğum vs. diyerek. Böyle kişiler özünde ne kendileri huzur buluyor ne çevreleri. Bazılarımız ise ben derken diğerini de duyuyor. Kendi yerken gücünün yettiğince diğerinin ihtiyacına da el atıyor. En çok yakın ilişkilerde yaşıyoruz bunu. Eşim/arkadaşım/kardeşim/…bana hiç ilgi göstermiyor, beni anlamıyor…
Şimdi yazımın başlığı niye bitter çikolata. Burada çikolatadan başka her şeyi yazdım J Bitter çikolata insana gerçekten iyi gelen, bedenine ufak yollu haz verip daha enerjik hissettiren ve benim bilgimin yetmeyeceği çok fazla yararları olan bir yiyecek. Beslenme uzmanı olanlar bu alanda çok yazmışlar oradan öğrenebilirsiniz. Sadece bedeni değil ruhu da besleyen, iyi gelen bir yiyecek. Bazen içimiz çok kasvetli olduğunda böyle bir şey bir dost etkisi yapar arka fonda Evgeny Grinko’dan Valse parçasını dinlemek şartıyla J O sizin tercihiniz tabiki ama bir deneyin derim. Ha bunu yaparken benim çocukken yaptığımı yapmayın. Bir paket etimeki yiyip (zayıflattığını duymuştum) hani ben niye zayıflamadım niye anneme sormuştum J Olay miktarda değil, odaklanarak yiyin. Bağımlılık yapmasın o yüzden her gün değil ara sıra yiyin. Fotoğraflar da benim el yapımı çikolatalardan, kendi ellerimle marketten aldım J Tabiki eritip kuru yemiş ve meyvelerle kalıpta tekrar dondurdum. Bunlar da hem bedene hem ruha iyi gelen şeylerden. Şimdi diyebilirsiniz eskiden bitter çikolata mı vardı, insanlar o zaman nasıl yapıyordu. Ben de diyorum evet o zaman alışveriş merkezleri, sosyal medya, internet, film… bir sürü şey daha yoktu. Olaylar şimdi daha çetrefilli o yüzden çikolata iyidir bu dönemde J
Afiyet olsun şimdiden hem bedeninize hem ruhunuza…
