Site icon Gülbahar MENEVŞE Blog

Kendine şefkatli olmak

Şefkat hepimizin içinde olan bir duygu, hal, davranış biçimi. Bazı kişilerde olmayabiliyor ki böyle kişilerin hayatının bir noktasında ciddi anlamda zarar gördüğünü düşünüyorum ya da başka bir şekilde birşeyleri yolunda gitmiyor diyeyim. Bu hal insan ve hayvan bütün canlılarda görülebiliyor. Bazısında çok bazısında az. Bazen bunu dışa yansıtabiliyor bazen yansıtamıyoruz. Asıl üzerinde durmak istediğim bir diğerine değil de kendimize gösterdiğimiz ya da gösteremediğimiz şefkat.

Son dönemde çok popüler oldu bu kavram, kendine şefkatli olmak. Nasıl birşey olaki bu kendine şefkatli olmak. Köpük banyoları, sıcak içecekler, yumuşak battaniyeler… bunların da etkisi vardır tabiki ama daha küçük, daha günlük hayatın akışında olan şeyler üzerinden bakalım olaya. Çişin gelmiş ama tutuyorsun, elindeki işi bitirmeye çalışıyorsun ya da karşındaki kişinin konuşmasını bölmek istemiyorsun. Şık görünüyor diye daracık kıyafetlere sıkıştırıyorsun kendini ya da dar  ve topuklu ayakkabılar giyiyorsun; rahat olduğu için değil, güzel göründüğü için. Arkadaşlarınla bir arada olmak için sürekli onların tercih ettiği yerlere gidiyorsun ya da onlarla konuşmak istemediğin, yalnız kalmaya ihtiyacın olduğu halde grup etkisiyle kendini onların yanında buluyorsun. Karnın aç, birşeyler de istiyor ama önemli değil zayıf olmak istiyorsun, es geçiyorsun; ya da karnın doymuş gözün de öyle ama diğer ihtiyaçlarının o kadar farkında değilsin ki vücudunu patlatana kadar zorlayarak yiyorsun. Mutlu olmadığın, sana değer verilmeyen bir ilişkinin içindesin ama bir gün benim kıymetimi anlayacak diye düşünüyorsun. Canın yatıp uyumak istiyor ama yakınlarının senden beklentilerini karşılamazsan kendini suçlu hissediyorsun… Daha yazabilirim ama yeterli, tanıdık geldi mi.

Kendine şefkat her ne kadar doğamızda olsa da körelip yok olabiliyor yaşantılarla; aynı şekilde tekrar canlanabiliyor. Öğrenilen birşey. Şöyle bir örnekle gidelim, küçük bir kızınız/ oğlunuz var, ilk okul çocuğu olsun. Arkadaşları dışlamış, onu tek bırakmışlar, çocuk çok üzgün. Bunu fark ediyorsunuz ve ona gelip kızıyorsunuz, yine ne yaptın! Sen zaten sorunlu bir çocuksun, kimse seni sevmiyor, sevilecek bir yanın yok, bu kişiler de senin gerçek halini farketti ve uzaklaştı. Çocuk iyice geriliyor, hırçınlaşıyor, siz daha çok kızıyorsunuz. Belki okurken yok canım insan küçüçük bir çocuğa bunu yapar mı, sen de bak işine diyebilirsiniz. Ama yapıyoruz: Kendimize. Böyle bir sahne bizim başımıza geldiğinde, birileri bizden uzaklaştığında, dışladığında o çocuğa söylediğimiz cümleleri kendimize söylüyoruz, ben sevilmeye layık değilim, bende bir sorun var sanırım diyoruz. Halbuki o çocuğa sarılıp, olayı anlamaya çalışıp, dışardan bir gözle baktığımızda şunu dememiz gerekir, bazen arkadaşlar aptal olabiliyor, bizden farklı  düşünebiliyorlar, aynı şeyden keyif almıyor olabilirler, bazıları kıskanç olabiliyor, senin bu doğallığın, rahatlığın onların hoşuna gitmiyor olabilir; ama bunlar seninle ilgili değil; onlar senin yanında olmak istemiyorsa olmasınlar, seni bu halinle, olduğun gibi sevecek başka arkadaşların da olacak,  o yüzden onları bırak, yanında rahat olduğun, kendin gibi olduğun, eğlendiğin ve seninle vakit geçirmeyi isteyen kişilerle arkadaşlık yap, belki şimdi olmaz hemen ama sonra olur. ( Bazen de durum bizim sıkıntılı bir yönümüzden kaynaklanıyor olabilir, mesela agresif bir yapımız vardır ve dışlanıyoruzdur, yine de burada şefkat gösterip sarılmak gerekir, anlamaya çalışmak gerekir.)

Şefkat eğer çocukken görmediğimiz bişeyse öğrenmek , fark etmek zaman alabilir. Sana gurban olurum diye beni sevdiler diyebilirsiniz, bir yandan da çok uykumuz gelirdi ama annem babam misafirlikte saatlerce otururdu biz uyuklardık da dersiniz. Şefkat orda sizin gerçek ihtiyaçlarınızı farkedip, yaşınıza uygun davranabilmekte. Bir laf var çok kullanırım kuru kuru kurbanın olayım, diye. Dilde değil özde sevgi ve şefkat sizin ihtiyaçlarınızı fark edip onları vermekle olur. Bunu öğrenen çocuk da kendi bir yetişkin olduğunda kendi ihtiyaçları konusunda daha net ve açık olur. Ayıp olur diye misafir kabul etmez, gerçekten görüşmek istiyorsa kendini ayarlar. Kendini dışarıya güzel sunmak için öyleymiş gibi yapmaz, içinden geleni yapar.

Şefkatli olmak çok kıymetli, zor öğreniliyor, kendine şefkat göstermeye başladığında sırtında taşıdıklarını bırakmaya başlıyorsun, birileri bundan rahatsızlık duyuyor, yoluna engeller çıkıyor, ama devam ettiğinde gerçekten dingin ve huzurlu oluyorsun. Sıcak içecekler, battaniye, ılık duş, masaj, bunlar da olabilir ekstra ama önce içtekine uygun yaşamaya başlamak lazım. Karşısında iyi hissetmediğiniz kişilerle görüşmeyi bırakmak ya da azaltmak, ayağınızı sıkan ayakkabıyı bırakmak gibi. Yapmazsanız nasır oluşur bu kez içinizde, rahat ayakkabıya geçseniz bile sızlamaya devam eder. O yüzden kısacık olan bu zamanda azcık kendiniz için birşeyler yapın ya da yapmayın. İçinizden geldiği gibi. Mevlana ne güzel demiş yüzyıllar önce , ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.’ Diğer türlüsü insana yüktür.

Exit mobile version