Refakat Etmek!

Refakat Etmek

Refakat etmek, birine bir durumda eşlik etmekken bizim kullandığımız dilde, genelde hastaya bakım vermek olarak kullanılır. Her evde bir tane olur, Cem Yılmaz’ın bunla ilgili bir esprisi de var,  merak edenler Cem yılmaz, refakatçi yazarsa karşılarına çıkar. O olayın esprili kısmını almış , çok da güzel anlatmış. Orda derki siz hastaya sorarsınız nasılsın diye, o  (refakatçi) onun adına yanıt verir, bugün biraz iyiyiz diye. Çok güzel ve yerinde bir tespittir bu durum. Gerçekten de hastaya sürekli bakım veren kişi de hasta olan kişi gibi hissetmeye başlar. Bir noktada ayna nöronlar birbirini aynalar. Bir noktada sürekli bir arada vakit geçirildiği için refakat eden kişide de bir takım rahatsızlıklar baş gösterir.

Bugünkü konum refakat etmek üzerine. Hasta olana,  yaşam boyu zorluğu olana refakat etmek üzerine.  Bazen bir ömür süren bir iş bu. Özellikle gelişimsel engeli olan bireylerin aileleri için. Yaşam boyu bitmeyen bir mesai ve hiçbir ödülü yok. Tek yönlü verilen bir çaba. Bazılarının da ekstra desteği yok, kişi hem kendine hem diğerine sürekli bakım vermek zorunda ve ekstra sorumlulukları da oluyor çoğu zaman. Bazen bu bir iş, bazen diğer çocuklar, bazen bakıma muhtaç eş ve/ veya ebeveyn oluyor. Hal böyle olunca kişinin yetmesi çok zor oluyor, yetmiyor da. Daha çok bir çöküş yaşıyor, bir tükenme yaşıyor.  Duyguları o kadar ağır geliyor ki nerden tutsa elinde kalıyor.

Zorun zoru bir iş ve sadece sevginin yetmeyeceği bir uğraş. İstediğiniz kadar mecbur olun, insanın bir şeye mecbur olması onu yapabileceği ya da hakkıyla yapacağı anlamına gelmiyor. O yüzden bu noktada hastaya uygulanan tıbbi tedavinin yanında , refakat edene de ciddi destek vermek gerekir. Sadece hasta olanın hastalığında nasıl bakım verileceği üzerine değil; kendisine de nasıl bakım vermesi üzerine. Bazen kişi sınırlı enerjisinin hepsini diğerine verirken ciddi bir tükenme yaşayabiliyor. Kendisi için yaptığı küçük ama güzel şeylerde hakkı olmadığını hissediyor, bazen suçlu hissediyor bazen çaresiz bazen öfkeli. Kolay değil böyle bir durumda olmak. Belki biraz gönüllere su serpmek adına birkaç şey söylemek istiyorum.

Uçaklarda söylenen bir şey var, anneler önce maskeyi kendinize takın sonra çocuklarınıza takın diye. Otomatik olarak her anne önce çocuğuna takma eğilimi gösterir. Eğer çocuğa takarsa kendi sıkıntıya girecek ve daha sonrası için çocuğuna  yardım edemeyecektir. Yani önce bakım veren olarak ben demeliyiz. Bakım verilen kişinin o an çok acil bir durumu yoksa, saatlik yapılması gereken bir şey değilse biraz önceliği kendimize verebiliriz. Mesela hastanın beslenmesine yarım saat var, sonra başka işler de var diyelim. Ama sabah uyandığınızdan beri otomatik pilotta hareket halinde ve sürekli diğerinin ihtiyacını karşılama peşindeyseniz orda bir durun. İlk iş bir oturup nefes alın. Belki bir bardak çay, belki kahve… Ne isterseniz. Biraz kendinizle kalın. Gökyüzüne bakın. Varsa ağaca bakın ya da bir çiçeğe ya da içeceğinize. Derin bir nefes alın, nefesinize odaklanın. İçtiğiniz şeyin, yaptığınız şeyin keyfini çıkarın. Hani inşaatta çalışan insanlar yemek ya da çay molası verdiklerinde sadece o şeye odaklanıp keyifle yiyip içerler ya işte onlar gibi. Genelleme yapmak istemem ama adam o zor koşullarda bedenen yorulunca gerçekten molada oturup dinleniyor, eminim zihni de ona eşlik ediyordur.

Yine size iyi gelen, daha önce yaptığınız ya da yapmadığınız şeylere vakit ayırın kısa kısa. Örgü örmek, gazete okumak, kitap okumak, el beceriyle ilgili bir şey yapmak, küçük egzersizler yapmak…

Sevdiğiniz bir iki arkadaşla ara sıra sohbet etmek, yeni bir beceri edinmek, yeni bir eğitim almak… Sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

Benim aklıma gelmeyen ama size iyi gelecek daha birçok şey eminim vardır. Buradaki asıl mesele şu : birine bakım verirken elinizden geleni fazlasıyla yapıp sonra bir adım kenara çekilip kendinize bir şeyler yapmanız. Sizden bakım bekleyen diğerleri de olacaktır belki sorumluluğunuzu bölüştürmeniz gerekecektir. Bir evin tek kızısın diye her şeye senin bakacak halin yok ya da evin tek erkek çocuğusun diye her şeyi yüklenmen gerekmiyor. Aksine birine bakım verenin de en az bakım alan kadar desteğe ihtiyacı var. Birilerinin sizi anlamasını beklemeden sizin talep etmeniz gerekir. Gelip babamın yanında birkaç saat dur ben de şunları halledeyim, gibi.  Her şeyi tek başınıza üstlenmek ne size ne bakım verdiğinize iyi gelecektir. Aksine birikmiş bir öfke ve kucak dolusu depresyonla kalakalırsınız.  Geçenlerde bir danışanım yaşlı bir annesi ve desteğe ihtiyacı olan bir kardeşi olduğunu ve evinde kendisinden bir şeyler bekleyen çocukları ve eşi olduğunu ; aynı zamanda bir işe de gittiğini, çok zorlandığını söyledi. Annesini ve kardeşini hastaneye ve bir yerlere sürekli kendisinin götürdüğünü söyledi.  Destek alacak başka bir kardeşiniz yok mu, dediğimde; var ama arabası yok dedi. Kardeşi kendi işinde çalışıyormuş, yani danışana göre zaman ayarlamasında daha özgür. O zaman taksiyle götürsün, taksi parasını paylaşın dedim. Kendisi götürürken yakıt vs. hiçbir şeyi kardeşinden almıyormuş.  Bu danışan aslında depresyonla geldi. Bu yükler, alınan fazla sorumluluklar konuşma esnasında ortaya çıktı. O bunları sorun olarak görmüyor. Sadece yüklendiği şeylerin bir kısmını ve altında nasıl kaldığını göstermek istedim.

Mola verecez küçük küçük, bize iyi gelen şeylere vakit ayıracaz. Hasta olan kişiyle aramıza kısa kısa da olsa mesafeler koyup kendimiz için de birşeyler yapacaz. Suçlu hissetmicez çünkü her gün ama her gün elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz. İyi olmaya, dinlenmeye, mutlu hissetmeye, huzurlu hissetmeye bizim de hakkımız var, diye düşünecez. Bu süreçte bazen birilerini de kıracaz. Kırabiliriz, sorun yok. Ama birilerine iyi gelmemiz için önce kendimize iyi davranacaz. Herkesin şifa bulması dileğiyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!